23 Temmuz 2013 Salı

Tekneyle Dünya Turu


Tekneyle dünya turu küçüklüğümden beri ilgimi çekmiştir. Bir limandan ayrılıp yıllar sonra aynı yerden geçmeden hep aynı yöne gidip tekrar başladığın limana gelmek çok enteresan bir şey. Bu işi ilk Macellen (ve ekibi) yaptığı için lise kitaplarından dünyanın yuvarlaklığını Macellan kanıtlamıştır diye biliriz. Tekneyle dünya turu yapan sayısız insan vardır dünyada. Hatta tek başına yapanlar var. 


3 tarafı denizlerle çevrili bir ülke olsakta çok da denizci bir millet değiliz. Bir yelkenliyle dünya turu yapanların sayısı denizler ülkesi sayılabilecek ülkemiz için oldukça az sayılabilir. Pek çok insanın hayali olduğu gibi yelkenliyle dünya turu yapmak benim içinde bir hayal. Kendimi biraz bildiğimden ömrümün sonunda kadar böyle bir hayali gerçekleştirme inancı içimde pek yok.

Dünya turuna çıkmak kendi açımdan mümkün olmasa da bu işleri yapmış olanların kitaplarını okumak bir nebze heyecan veriyor. Bir çok dünya vatandaşının eminim pek çok kitabı var ama Türklerin anılarını okumak bir Türk'ün dünyaya bakış açısından olduğundan daha eğlenceli. Bir yelkenliyle dünya turu yapmış 5 Türk teknesinin hikayesini okudum. Belki kitabı olup da okumadıklarım da vardır. Onları da zaman içerisinde okurum diye düşünüyorum.

Wikipedia da dünya turu yapmış Türk denizcilerinin listesi aşağıdaki gibi verilmiş. Daha ayrıntılı bir listeyede bu adresten ulaşabilirsiniz.

Dünyayı Dolaşan Türk Denizciler(Kaynak:Wikipedia)
DenizciTekneYıl
Not: En son düzeltme tarihi : 01.06.2009
Sadun Boro- Oda Boro çiftiKısmet1962-1965
Cumhur Gökova-1970-1976
Tanıl TuncelKelebek1986-1991
Eralp AkkoyunluYosun1987-1995
Haluk Karamanoğlu ve ailesiDariska1988-1993
Erkan GürsoyBarış1991-1995
Zuhal Atasoy-Osman Atasoy çiftiUzaklar1992-1998
Ayfer ErCantana III1993-1998
Alim & Hattaya SÜR çiftiMy Chance2003-2008
Ayça Kirişçioğlu -Levent KirişçioğluYol2004- 2007
Ekrem İnözüAnouk2004- 2007
Hakan ÖgeMardek2004-2007
Özkan GülkaynakKayıtsız III2006-2009
Osman Atasoy- Sibel KarasuUzaklar II2008- ....
Erden Eruç Calderdale 
2003-2012

Denizcilikten pek anlamam ve yelkenciliği pratik olarak hiç yapmadım sayılır ama bu yolculukları yapanların yaptıkları işleri çok taktir edecek kadar bilgi sahibiyim diyebilirim. Okuduğum 5 ayrı kitapta anlatılan dünya seyehatlarının aslında hepsi birinden farklı özellikler içeriyor. Hiç bir seyahat daha önce yapılanın bir kopyası ya da tekrarı değil. Çünkü her denizcinin yaklaşımı, seyahat yapılan zamanlar ve durumlar farklı.

Her ne kadar birbirinden farklı olsalar da burada anlattığım denizcilerin ortak bir noktası var: Buna kısaca azim diyebiliriz. Hayallerini gerçekleştirme istekleri ve onu gerçekleştirmek için harcadıkları insanüstü çaba ve emek. Çoğumuz için karşılaştığımız ilk zorlukta bırakacağımız durumları defalarca yaşayıp defalarca üstesinden gelme durumu diye özetlenebilir. Yaşanan acı ve zorluk daha sonrasındaki büyük ödül olan hikayeler arıyorsanız bu kitaplara bakın derim.

Okuduğum kitaplardaki denizcinin karşılaştığı en önemli zorluk bu seyahatlere hazırlanmak olmuş. Eralp Akkoyunlu kendi teknesini baştan sona yapmış. Özkan Gülkaynak'ta tekne bitmiş olsa da bazı kötü işçilik yüründen neredeyse tekneyi yeniden imal etmiş. Tekne yapımın her aşaması ayrı bir macera. Sadun Boro ve eşi'de parasızlıktan yelkenleri kendileri dikmişler. Bir tekneyi hazırlamak hiç kolay bir şey değil. Düşünün tekneniz 3-5 yıl boyunca 3 okyanus görecek ve sayısız fırtınalar atlatacak ve içinde siz olacaksınız. Biraz çalkantılı denizde tekne içinde olan herkes bu durumu az çok bilir. Teknenin kaptanı sizsiniz ve her hamle hayatta kalma ile ilgili önemli bir karar olacaktır. 

Bir limandan çıkıp mesela İzmir'den yıllar sonra aynı yere gitmek her gün farklı bir yer görmek, farklı insanlarla tanışmak, uzun seyirler boyunca bol bol kitap okumak, yani hayatının sadece tekne ve gezmek olduğu bir yaşantıyı yaşayanların dünyanın en şanslı insanları olarak düşünüyorum. Okyanusun ortasında binlerce yıldız, sonsuz dinginlik. Örneğin Hakan Öge Şili'den başladığı pasifik geçişinde ticaret rüzgarlarının esmediği bir alanda rüzgarsız çakılıp kalıyor günlerce. 

Yelkenli ile dünya turu yapan ilk Türk denizcilerinin Boro çifti olduğunu biliyoruz ama burada geçen bir haber  Mustafa İhsan adındaki kişi 1930-1935 yıllarında 4.5 m. boyunda bir tekneyle dünya turu için bir girişimde bulunduğu iddiaa ediliyor. Eldeki bir kaç kartpostalın haricinde hiç bir bilgi yok. Sanırım bu naif girişim sonucunda tekne ve denizci turu tamamyamadan bir yerlerde kayboldu. İlginç bir hikaye, keşke bir kitap yazılsa bu konuda.


 
 
Karşılaştırma
DenizciTekneYılTekne Boyu(m)
Sadun Boro- Oda Boro çiftiKısmet1962-196510.5
Eralp AkkoyunluYosun1987-199510
Zuhal Atasoy-Osman Atasoy çiftiUzaklar1992-1998 8.5
Hakan ÖgeMardek2004-20079.60
Kayıtsız III
2006-20097.95


1) Pupa Yelken / Kısmet (1962-1965) / Sadun ve Oda Boro

Sadun Boro ve eşi dünya etrafında turlayan ilk Türk denizcileri. O yıllar soğuk savaş yılları. Henüz dünyanın farklı yerleri ile ilgili çok geniş bilgilere sahip değil Türkiye. Sadun Boro yeni yerleri sanki Türk milleti adına yeniden keşfediyor. Sadun Boro, İstanbul'dan çıkıyor, Akdeniz, Atlantik, Panama Kanalı, Pasifik, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'den tekrar Türkiye'ye doğru turunu tamamlıyor. Pupa yelken kitabı bir klasik sayılabilir.



2) Deniz Çingenesi / Yosun (1987-1995) / Eralp Akkoyunlu 

Eralp Akkoyunlu New York'ta üniversitede çalışırken bir tekne imal edip onunla dünya turunu gerçekleştirmeyi kafasına koyuyor. İlk fikir oluşumundan dünya turunun sonuna kadar geçen her aşamada bir mühendis zekasının pırıltılarını görmek mümkün. Ben de bir mühendis olduğumdan okuduğum kitapların içersinse en çok hoşuma giden bu kitap oldu. Kitap aslında biraz arkadaş zorlaması ile yazılmış ama anlatım o kadar akıcı ki insan kitabın bitmesini hiç istemiyor.

Teknenin yapımı kitabın önemli bir kısmını oluşturuyor. Çoğu kişiye teknik gelebilecek kısımlar o kadar akıcı, yalın ve esprili anlatılmış ki hiç sıkılmadan okunuyor. Burada o kadar yaratıcı durumlar var ki. Sadece yaratıcı fikirler değil onun uygulanmasında yetenek ve kararlılık bir o kadar önemli. Eralp Akkoyunlu hiç bir durumu aynen kabul etmiyor. Örneğin teknenin planını alıyor ve kendi kabullerine göre modifiye ediyor. Planından malzemesine hem araştırıyor hem de uyguluyor. 

Teknenin yapımı sırasındaki parasal güçlükleride dahiyane buluşlarla aşmayı başarmış. Örneğin teknenin gövdesi tamamlanıyor ama donanım denen yelkenler, metal parçalar, motor ve diğer tüm aksesuar için para kalmıyor. Bu kısım tekne için hatırı sayılır bir meblağ sayılır. Tesadüf olarak gittiği kumarhane ve at yarışlarını bir mühendis gözüyle inceliyor. Bahis ve şans oyunlarında para kazanmak için her iki sisteminde bir açığı keşfediyor. Bu yöntem ile kazandığı parayla donanım alıyor. Donanım parası tamamlanınca bir daha at yarışı ve kumar oynamıyor hayatında. Yani para sadece hayali için gerekli, fazlasına ihtiyaç yok.

Eralp Akkoyunlu dünya turu sırasına aynı zamanda üniversitede bölüm başkanı olduğundan dünya turunu sadece vakti olduğu zamanlarda aşamalı olarak yapıyor. Bu da hayallerin ötelenmesi gerekmediğini ve bir şekilde hayat içerine sıkıştırabileceğin en güzel anlatımı olarak düşünüyorum.

Kitaptan bir bölüm:

Yolculuğun bir bölümüne kurt denizci Sadun Boro'da katılıyor. Onunla ilgili anılarının anlatıldığı bölümler oldukça hoş. 

"Yıllar önce Sadun, Amerika'dan gelirken ona bir GPS getirmemi istemişti ama pek kullanmamış. Beraber Pasifik'te gezmek için Panama'ya geldiğinde ilk sorduğu sekstant oldu. Yosun'un sekstantını çıkardım. "Almanak?" Gösterdiğim almanağı beğenmedi. Son zamanlarda sekstant kullanmaya 1 üşeniyordum. Her yıl telefon rehberi kalınlığında almanak | almaktansa 5 yılı birden gösteren bir almanak almıştım. Her yıl için ufak düzeltmeler gerektiriyordu.
Sadun bunu yetersiz buldu. "Yolunu nasıl bulacaksın?" "GPS'le!" "Ya bozulursa?" "İki tane var!" "Cereyan olmazsa ne yaparsın?" "Bir de el GPS'i var. Pilli!" Sonunda "Ben ömrümde sekstantsız açık denize çıkmadım!" dedi.

Almanak her yerde kolay bulunan bir şey değil. Bereket Panama'daydık. Kanalı geçmek için bekleyen bir sürü demirli gemi vardı. Tanıdığım bir Kanal pilotu, "Merak etme, ben bir gemiden alırını. Zaten artık hiç sekstant kullanmıyorlar" dedi, sorunu çözdük.

Galapagoslar'a gitmek için yola çıktığımızda her gün öğlende konumumuzu tespit ediyorduk. Saat 12'de Sadun sekstantı alıp güverteye çıkınca, ben çaktırmadan kaptan kulübesinde GPS'e bakıp haritaya işareti koyuyordum. Sadun elinde yıllık, kâğıt, kalem, on dakika uğraşıp içeri girince benim işaretimi buluyordu. Bunu ilk üç gün tekrarladık. Sonunda Sadun pes etti, sekstant bir daha kutusundan çıkmadı.

Galapagoslar'dan çıkınca 20 günde Nuku Hiva'ya vardık. Yolculuğun son akşamında, Sadun, "Yarın sabah adayı ufukta göreceğimiz şimdiden belli. Eskiden kuşkulanırdık, heyecanlanırdık. Artık işin hiç tadı kalmadı!" dedi.

Dediği doğru. GPS çıkalı açık denizde dolaşanlar çoğaldı. Bazıları yeterli deniz tecrübesi ve bilgisi olmadan yola çıkıyor. Ama sonuçta insanlara olanak sağlamak kötü bir şey olmasa gerek.
Bundan birkaç yıl önce gözü görmeyen bir adam tek başına Amerika'dan Bermuda'ya gittiğinde tartışmalara yol açmıştı. Hatta Netscape'in sahibi, mürettebatsız dünyayı dolaşacak bir tekne yaptırıyordu. Yelkenler, rota, her şey uzaktan kumandalı olacak, adam New York'ta masasının başından tekneyi idare edecekti. Benim merak ettiğim şey, Süveyş Kanalı'ndan geçmek için gereken rüşveti uzaktan nasıl halledeceğiydi!"

3) Uzaklar-Atasoy'ların Dünya Seyahati /  Uzaklar (1992-1998) / Osman Atasoy

Atasoyların bu dünya turu sanırım Pupa Yelken kadar popülerdir Türkiye'de. Sabah gazetesinde yazıların yayınlanması bu popülerliği arttırmış o dönemde herkesin derin bir özlem duyduğu bir hayal haline getirmişti bu seyahati. 

Atasoy çifti Çeşme'de marinada gezerken bir tekne görüyor ve o an tekneyi alıp bir dünya seyahati yapmaya karar veriyorlar. Dünya seyahatinin ortasında bir çocukları oluyor ve çocukta bir süre sonra dünya seyahatine katılıyor. Küçük çocukları olan birisi olarak bunun ne kadar zor bir deneyim olduğunu tahmin edebiliyorum. Onlarda uzun okyanus geçişlerinde çocukla ilgilenmenin ne kadar stresli olduğunu hatta denizciliğin kendinden daha zor olduğunu anlatıyorlar. Acil durumda gidilebilecek bir liman kilometrelerce uzak ve denizde hiç bir şey hızlandırılamıyor ve doğa kurallarının dışına çıkılamıyor. Kitabın sonundaki yorumlarda Hıncal Uluç "Sizin en büyük başarınız bu seyahati karı koca olarak başarmış olmanız." diyor. Maalesef denizlerin ayıramadığı çift daha sonra boşanıyor.



4)Macellan'ın İzinde / Mardek(2004-2007) / Hakan Öge



Atlas dergisi fotoğrafçısı Hakan Öge 2004 yılında İstanbul'dan dünya turuna çıkıyor. İlk defa tek başına dünya turunu tamamlayan Türk olmayı amaçlıyor. Bunun için teknede her şeyi tek başına kullanılma uygun olarak tasarlanıyor. Küçük teknesinde her türlü teknolojik imkan mevcut. Uydu telefonu yardımıyla seyir defterini (jurnal) 2-3 günde bir yerinden web sitesinden coğrafi koordinatı ile yayımlıyor.

Hakan Öge'nin tek başına dünya turu planları Yeşil Burun Adalarında tanıştığı Belçikalı fotoğrafçı Sophie le tanışmasıyla tamamen değişiyor. Adalarda ayrıldıktan sonra okyanusun ortasında tekrar buluşuyorlar ve beraber dünya turuna devam etmeye karar veriyorlar. Denizci böylece tek başına dünya turu kararından denizin ortasında bulduğu hayatının aşkından dolayı vaz geçiyor.

Tek başına dünya turundan vaz geçen denizci bunun yerine Macellan Boğazından geçecek ilk Türk yelkenlisi olmayı hedefliyor ve Karayiplerde rotasını Panama kanalı yerine güneye Brezilya'ya çeviriyor. Macellan boğazı ve güney atlantik hem soğuk hem de dev gibi dalgaların oluştuğu fırtınaları içeren coğrafyalar olduğundan tekneyi özel olarak hazırlaması gerekiyor. Sonuçta tekne o bölgeden geçmek için tasarlanmamış.

Mardek teknesi küçük olmasına rağmen  GPS, radar, dip seviye göstergesi, hava durumu için aletler, telefon ve internet bağlantısı gibi teknolojik donanımlara sahip. Bu kadar donanıma sahip olmasına rağmen sayısız zorluklarla karşılaşılıyor usta denizci.  




Mardek'in Rotası.
Kitaptan aldığım bir bölüm:

23. 6. 2004 K 39° 08,505' D 008° 19,003'
"Carloforte (Sardinya)
Bizerte'de sabah uyandığımda çok yoğun bir sisle karşılaştım. Tabarka'ya gidebilmek için çok erken yola çıkmak gerektiğinden fikir değiştirdim ve meteoroloji uygun doğu rüzgârları anons ettiği için fırsatı kaçırmadan Sardinya'ya gitmeye karar verdim. Sis öğleye doğru kalktı ve hafif esen rüzgârla yelkenlerimi şişirerek yola koyuldum.

Denizde olmanın büyüsü bu sanırım. Duruma göre karar vererek Tunus'un bir limanına değil, İtalya'nın bir limanına gidebiliyorsunuz. Kendimi tam da bu noktada "yolda' hissediyorum. Özgürce karar verebiliyor ve bunu uyguluyorum Bu karan vermemde en çok (bence hayatta da olması gerektiği gibi) doğa etkili oluyor. Onun dışında ne girilmez levhaları, ne yolların uzunluğu, kısalığı ne de sınırlar gibi yapmacık şeyler etkili olabiliyor.

Bu bölge Cebelitarık - Süveyş Kanalı arasındaki en kısa yol olduğundan inanılmaz bir trafik var. Etrafta sürekli koca koca gemiler bir o yana bir bu yana geçip duruyor. Hatta gece yansı bir tanesi o kadar yakınımdan geçti ki beni fark etmesini garantilemek için fenerle yelkenleri aydınlattım. Neyse ki tepkime yanıt geldi, gemiden kocaman bir projektör yakarak yerimi tam olarak belirlediler ve ona göre geçiş yaptılar. Yelkenle giderken her tarafa anı şekilde rota değiştirmek kolay olmadığından denizde yol üstünlüğü yelkenli teknelerdedir. Fakat bunu çoğu zaman kimse umursamaz. Genellikle gemiler yelkenlilerin rota değiştirmesini bekler."

5) Özgürlük Hattının Batısında / Kayıtsız III / Özkan Gülkaynak

Özkan Gülkaynak İzmir'li bir denizci olduğundan ona karşı kanım biraz daha fazla ısınmıştı. Ara ara kısa etaplarda yanında birisi olsa da dünya turunu tek başına dünya turu yaptığı kabul edilebilir diye düşünüyorum. Kendisinin ille de tek başına olsun diye bir iddiası da yok. 

Kişisel çabalarla bastırdığı ve herhangi bir yayınevinin dağıtım desteğini almadığı kitabını okumayı dört gözle bekliyordum. Arkadaşım Bora bir akşam ansiklopediden hallice bir formattaki kalın bir kitabı bırakınca çok mutlu oldum ve hemen okumaya başladım. Kitap pratik orak taşıması çok zor olduğundan ve keyifli zamanlarımda okumak isteğimden azar azar bitirdim. Zaten 704 sayfalık kitap da kolay kolay kolay bitmeyecekmiş gibi geliyor ama insan dalınca zaman nasıl geçiyor anlamıyor bile.

(Kaynak: kayitsiz.com)

Teknik çizimleri, uzun uzun açıklamaları,haritaları ve  fotoğrafları ile okuduğum denizcilik kitapları içerisindeki en profesyonel ve en ayrıntılısı olduğunu söyleyebilirim. Her bir çizim ve harita özenle hazırlanmış. Özkan her detayı fotoğraflayarak her şeyi kayıt altına almış. Keşke daha ucuz ve daha küçük bir versiyonunu yayınlanıp herkesin okuyabilme şansı olsa.

İzmirli bu denizci hemşehrim teknolojinin çok ilerlerde olduğu bir zamanda tamamen geleneksel denizcilik navigasyon prensiplerini kullanarak dünya turunu tamamlamış. Bence bu gerçekten çok taktir edilmesi gereken bir durum. Yani denizcilik pratiği Sadun Boro'nun kullandığı klasik denizcilikten farklı değil. Klasik denizcilik teknikleri ile yol almak hem sağlam özgüven hem de büyük cesaret gerektiren bir durum. Elektronik aletlerin yelkenciliği kolaylaştırdığı algısını yaygın olduğunu aslında usta bir denizcinin her zaman havayı, denizi ve şartları okumasını bilmesini ve buna göre kendini geliştirmesi gerektiğini belirtiyor. 


Özkan'ın dünya turu macerasındaki yaşandığı büyük sıkıntılar genelde çeşitli ülkelerde yaşadığı bürokratik durumlar olmuş. Denizcilik anlamındaki sıkıntıları tecrübe, öz güven ve birazda  kayıtsız kalabilmesi sayesinde kolaylıkla aşmış. Kitapta çok fazla maceralı bir durum okumuyoruz.

Özkan'nın teknesinin adı "Kayıtsız". İnsanlar sorumsuz olmadan bizleri üzen ve yıpratan yapay dünya meselelerine ne kadar "kayıtsız" kalabilirse o kadar güçlü sağlıklı ve mutlu olacaklardır" sözünden yola çıkarak teknesinin adını koyduğunu açıklamış.


Deniz Yüzlü İnsanlar 6.Bölüm - TRT Belgesel










1 yorum:

  1. Toparlayıcı bir yazı olmuş
    Tanıl Tucel'i de vereyim de ekle:)

    YanıtlaSil