06 Haziran 2014

Sardes / Salihli / Kurşunlu

Bunaldığımda ruhuma en iyi gelen şeylerden birisi gezmek. . İkizlerizlerimiz dünyaya geldiklerinden beri dolu dolu bir gezi yapmaya fırsat olmuyor. Gezi olunca hep uzak mesafeler düşünüyor. Yakındaki mekanlar zaten yanıbaşımızda nasıl olsa gideriz deyip hep ertelediğimiz yerler oluyor. Bende fırsat bu fırsat deyip yakınları keşfediyorum.





Sevgili arkadaşım Dilaver'i uzun süre ciddi sağlık problemleri olduğundan göremiyordum. Nihayet o kötü günleri atlattı ve geriye döndü. Dilaver benim gibi bir mühendis ama mesleği yerine turizm rehberliği yapıyor. Yani benim gibi yakınmayıp bizzat sevdiği şeyin peşinden gitmiş birisi. Tarih bilgisi muazzam ama en önemlisi onu tane tane anlatma yeteneğine sahip.

Kemeraltına geldiğinde  günübirlik Salihli-Alaşehir gezisi için bana özel zaman ayırabileceğini söyledi. Bir  cuma kararlaştırdık ve sabah beni arabasıyla aldı. Tarihi yerlere gitmeden arabada tarih sohbeti başladı. Tarihi anlamak için zaman çizelgesi (timeline) ve tarihin dönüm noktalarını bilmek lazım dedi. Tarihde kırılma noktaları var ve bunları anlamak çok önemli.

Biz çok şanslı bir ülkede yaşıyoruz. Hem tarih okuyoruz hem de tarihin değiştiği yerleri yerinde görüyoruz hatta dokunuyoruz. Bugün de Midas'ın yıkandığı, Karun'un saltanat sürdüğü topraklara İzmir'den yarım saat araba yolculuğu ile ulaşabiliyoruz.

Yolculuk planımızı Dilaver'e bıraktım. Geçirdiği rahatsızlık dolayısı ile kendini yormaması gerekiyor.

İlk durak Sart harabeleri. Müzekart'ım yok ama maximum kartla yılda bir kere ve bir aylığına müzekart yerine kullanılabiliyormuş. Bir de Türkiye'de epeyce sayıda müze ve ören yeri özelleşmiş. TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acenteları Birliği) yapılan ihale ile işletmeye başlamış. Dilaver bu konuyu olumlu bir gelişme olarak düşünüyor. Köhne memur zihniyetinden uzaklaşmış olacak diye düşünüyor. TÜRSAB Ankara'dan memur ataması yerine çalışanları bölgenin insanı seçtiği için bölge için de bir iş olanağı olacak diye düşünüyor.


Bizdeki adıyla Sart orijinal ismiyle Sardes eski Lidya krallığının başkenti. Şu an ziyaret ettiğimiz Sart harabeleri aslında Lidya'lılar dan çok daha sonra şehre hakim olmuş Roma'lılar ve Bizanslılardan kalma. Şehirler tarih içerisinde çeşitli nedenlerle yıkılmış ve yeniden yapılmışlar. Yani farklı katmanlar farklı zamanlara ait. Bizim gördüğümüz çoğu tarihi yapı daha geç döneme ait. Böyle düşününce Roma hamamının yanındaki bir sinagog ve ya kilisenin varlığını daha kolay anlaşılabiliyor.

Tuvaletler / latrine

Tuvaletler
Sart'taki gezi kulağa çok hoş gelmese de tuvaletlerden başlıyor. Bizans helaları aynı zamanda latrine olarak adlandırılıyor. İspanyolca’da tuvalete hala latrine deniliyormuş. Tuvalet yapıları her zaman hamam yapılarına yakındır. Sart’taki bu tuvalet güzel korunmuş ve herhangi bir açıklama gerekmeksizin çalışma prensibini ortaya koyuyor. Tuvaletlerde herhangi bir kişiye özel bir durum yokmuş. Herkes yanyana hacetini gideriyormuş.

Dükkanlar
Romalıların tuvaletleri konusunda epeyce bir fikir sahibi olduktan sonra yan tarafta dükkanların olduğu kısıma devam ediyoruz. Üstü örtülü bir yürüme yolu'nun kenarında bir çok dükkan var. Haçlı teknenin olduğu dükkanda haçlı taşlar başka bir yerden getirilmiş ve bir tekne olarak kullanılmış.

 Teknenin üzerindeki detay ilginç. Taşı kaldırmak için bir demir ve demiri taş bloğa sabitlemek için kurşun dolgu kullanılmış. Tarihi yerlerde kurşun taş blokları birleştirmek için kullanılmış. Kurşun değerli olduğundan çoğu yerde sökülüp eritilip yeniden kullanılmış.

Dükkanların sırasında Yakup'un dükkanı diye bir yer var. Buranın bir yahudi dükkan sahibine ait olduğu dükkanın içerisindeki 7 kollu şamdan figüründen anlaşılıyor. Şamdan duvarların birinde çok dikkatli bakılınca görülüyor. Yerini söylemeyeyim merak eden dükkanın içerinde arasın.

Kral yolu
Dükkanların önündeki sütunlu kısım kral yolunun en son noktası olarak biliyor. Persler Lidya Krallığını ele geçirince yaklaşık 200 yıl buradaki ticareti koruyorlar. Meşhur kral yolu İran'daki Susa ile Sart arasında faaliyet gösteriyormuş.
Kral yolunun son noktası.

Kral yolu ile dükkanlar arasındaki yürüma yolunun vaktiyle üstü kapalıymış. Zeminde mozaikler varmış ama mozaikler zarar görmesin diye üstleri kumla ve toprakla örtülmüş.


Yolun sonunda zamanın en büyük sinagoglarından birisinin kalıntıları var. İS 160 yıllarında yapıldığı düşünülen sinagogun dünyanın üçüncü, Anadolu ve Avrupanın ilk antik sinagogu olarak kabul ediliyor.  Bu kaynaktaki bilgiye göre İskender'den sonra Babil'den getirilen 10 bin civarındaki yahudi ailesi buraya yerleştirilmiş. Bu alanda bulan sinagogun İS 160 yılında yapıldığı düşünüyor. 617 yılında Safavi'ler Sardes ve sinogogu yıkmışlar. O yıllarda yahudilere "Sfarda" deniyormuş. Ülkemizdeki sefarad Yahudisi olarak bildiğimiz vatandaşlarımızın Sart'tan Avrupa'ya daha sonra da oradan tekrar ülkemize geldikleri söylenmekte.

Sinagog bir sosyalleşme alanı ve zemini mozaiklerle kaplı büyük bir salondan oluşuyor. Kapı girişinde Tevrat tomarları (scrolls) nın konduğu iki adet mermer dolap var. Hayatımda hiç içerinde ayin yapılan sinagogta bulunmadım ama kilise törenlerine benzediklerini düşünüyorum.
Sinagog içersinde Tevrat'ın okunduğu yer. Yanlarındaki aslan figürleri başka tarihi alanlardan devşirilmiş.

Bu alanda dikkatimi çeken başka bir şey de Romalılar zamanında Hristiyanlık faaliyetlerine izin verilmezken Yahudi inancına hoş görüyle bakılması.

Gymnasium
Sinagogun içerisinden bir köprü ile gmynasium'un bulunduğu alana geçilebiliyor. Gymnasium alanının üstünün açık ya da kapalı olması ile ilgili bir tartışma varmış. Romalılar zamanında vucüt sağlığı ve çevikliğe çok önem veriliyormuş. Yani "Sağlam kafa sağlam vücütta bulunur" sözü Romalılardan gelme. Bu spor yapılan alana denen Gymnasium kelimesi batı diline o kadar yerleşmiş ki spor salonlarına "gym" deniyor.



Sart harabelerinin en ihtişamlı yapısı kapısı. Kapı ihtişamlı ama hemen arkasında Roma hamamının soğukluk(frigiderum) denen bölüme açılıyor. Hamama giriş için fazlasıyla abartılı yapılmış geldi. 0 zamanlar hamamlar önemli yapılarmış anladığım kadarıyla.



Karun kadar zengin deyimi
Dünyanın en zengin adamı sayılan Lidya'nın en son kralı Karun (Creasus) ingilizceye bir çok kullanılan bir "as rich as Karun" ifadesini kazandırmıştır. Karun'un zenginliği Gediz nehri ve onun bir kolu olan Paktalos çayından altın elde etmesi ile sağlamıştır.
Artemis tapınağı kenarındaki Paktalos çayı

Bir maden mühendisi olarak altın elde etmelerini anladığım kadarıyla anlatayım. Bozdağlarından kopan ve yassı hale gelmiş çok ince tanele altını koyun postlarını çayın suyuna batırarak yakalamış olabilirler. Bu postlar yakılıp külleri toplanır. Altının bir özelliği civa tarafından absorbe edilerek civanın bünyesine girmesidir. Civa ile kaplanmış levhalara içersinde ince altın partikülleri bulunan çamur dökülür. Altın civanın bünyesine geçer ve altın dışındaki atık da akar. Civanın buharlaştırılması ile altın elde edilmiş olur. Bu ayrıştırmaya amalgamasyon denmektedir. Bu teknikle birlikte nehirlerin döndükleri yerdeki santrifüjden kaynaklanan birikmeleri de özgül ağırlık farkından yararlanarak (gravite ayrıştırılması) de kullanıldığını düşünüyorum. Paktalos kenarındaki kazılmış ocaklar böyle kaynaklar olabilir.

Karun'un zenginliği kendisine pek hayırlı gelmemiş. Pers kralı Cyrus'un Karun'u yenmesiyle tüm altın serveti Perslerin olmuş ve doğuya taşınmış.

Para, para, para
Lidyalılar parayı icat eden millet olarak bilinir ama bu tam doğru değil. Aslında şu ana kadar bildiğimiz en eski sikkeler lidyalılara ait demek daha doğru. İlk sikkeler altın ve gümüş karışımı olan ve elektron adını verdikleri bir alaşımdan basılmış. Altın ve gümüş oranları tarihde her zaman olduğu gibi oynanmış. Altın ve gümüş ayrıştırılmasındaki ilerlemeyle daha sonra sırf altın ve gümüş sikkelerde çıkarılmış. Bu altın ve gümüş oranları ile oynayarak Likyalılar aslında paradan çok bir para sistemini oluşturmuşlar.Bu para sistemi bugüne kadar gelmiş.
Lidya parası

Sart'a gidip sikkelerin ilk basıldığı yeri görebiliyoruz ama sikkeleri görebiliyor muyuz? Hayır çünkü sikkeler Manisa Müzesi'ndeymiş. Tarihi yerlerle oradan çıkartılan nesneler bir bütünlük oluşturmalı ve yanyana olması gerektiğini düşünüyorum. Hem mekanın havasını koklamak hem de gerçek nesneleri görmek çok önemli.

Sart harebelerinden sonra köyün içinden Artemis tapınağının bulunduğu yere gidiyoruz. Sart harabelerinde verilen üzerinde bar kod olan bilet yukarıda da geçerli o yüzden atmamak lazım.

Artemis tapınağı ve kilise

Artemis tapınağı çoğu tarihi mekanda olduğu gibi eksik ama bunun nedeni doğal felaketler değil. Zamanın en büyük mimarlık projelerinden biri kabul edilen tapınağı tamamlamak için para bulunamadığı için yarım kalmış. Tarih boyunca dini mekanlar insanları etkilemek için hep ihtişamlı yapılmaya çalışılmış; Artemis tapınağı da böyle.




Artemis tapınağının arkasında üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir tepe var. İşte bu tepe Pers kralı Kyrus (Cyrus) MÖ 546 yılında kuşattığı ve Lidya kralı Krezus (Creoesos)'un kendini savunduğu tepe. Dilaver bunun hikayesini de anlattı bana. Pers kralı ve askerleri uzun bir süre saldırmak için surların etrafında bekliyorlar. Kaleden bir asker miğferini surlardan aşağıya düşürüyor ve almak için gizli bir geçitten geçiyor. Bunu sessizce izleyen bir Pers askeri bu istihbaratı komutanlarına bildiriyor. Persler bir taktik oluşturuyor. Kalenin aksi tarafına askerlerin çoğunu biriktiriyorlar. Kaledekiler bunu o taraftan saldırı olarak algılıyorlar ve o tarafa dikkatlerini veriyorlar. Seçilmiş az sayıdaki iyi Pers askeri keşfedilen geçitten geçerek arkalarından saldırarak kaleyi ele geçiriyorlar. Bu olay bilgi-istihbarat-strateji-taktik ve nihayet zafer zincirin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Zaman içersinde erozyonla beraber aşınan surlardan geriye pek bir şey kalmamış. Artemis tapınağından bu tepeye güzel bir patika varmış ama bunu bir dahaki sefere yapılacaklar olarak daha ileriki bir zamana bırakıyorum.



Artemis tapınağının köşesinde bir kilise var. Aşağıda sart harabelerinde sinagog vardı burada ise kilise hemde artemis tapınağının yanında. Hepsi de bugün görülebilecek bir durumda. İncilde geçen 7 kiliseden birisinin Sart'da olduğunu biliyoruz. Kilise bir mimari yapıdan aslında bir topluluk ve cemaat anlamında. Hiristiyanlık ortadoğu'da doğmuş olmasında rağmen asıl yayıldığı ve geliştiği yer Anadolu'dur. Roma imparatorluğu zamanında hristiyanlık başta kabul görmediğinden zamanın Anadolu'nun önemli kentlerinde hristiyan cemaatleri gizli gizli örgütlenmişler ve ibadetlerini yerine getirmişler. Hristiyanlığın Roma imparatorluğu tarafından kabul edilmesi çok sonraları imparator Konstantin tarafından MS 300'lü yıllarda olmuştur. 


Dönüş yolunda Dilaver, ovadaki küçük tepeleri gösteriyor. Salihli-Gölmarmara yolunda "Bintepeler"  diye anılan bölgede Lidya krallarının tümülüs denen kral mezarları yer alıyor. Bizim halkın abartma huyundan olsa gerek Bintepeler dense de toplamda 119 adet tümülüsün bulunduğu düşünülmekte. Mısır pramitlerinden alınan ilhamla "Anadolu piramitleri" diye de adlandırılıyorlar. Tümülüsleri gidip yerinde keşfi de başka bir güne bırakıyorum.

Karnımız acıkıyor. Planda Salihli'nin meşhur odun köftesi var. Bu arada Artemis tapınağının girişinde çok güzel bir kamp ve karavan alanı var.


Salihli köftesi için Dilaver Değirmen restorınını tercih ediyor. Salihli köftesi kuzu etinden açık odun ateşinde kalın şişe dizili olarak pişiriliyor. O yüzden biraz odun tütsüsü kokuyor. Köfteye tuz harici bir şey katılmadığı ve kuzu etinden olduğundan da yoğun bir kuzu eti kokusu mevcut. Yanında kocaman pişmiş ve soyulmuş domatesle servis ediliyor.

Ülkemizin zenginliğini sadece köftesine bakarak bile anlayabiliriz. Coğrafi olarak birbirine çok yakın Akhisar, Manisa, Salihli, Tire, Ödemiş her birinin ayrı bir köftesi var birbirine hiç benzemiyor.

Köfte kırmızı biber kimyon karışımına batırarak yeniyor.
Yemekten sonra restoranın hemen arkasından ayrılan Kurşunlu kaplıcalarına gidiyoruz. Kaplıca suyu Dilaver'in nefesine iyi geliyormuş. Haftaiçi olduğundan olsa gerek kaplıca oldukça sakin. Kaplıca'nın bulunduğu vadi yemyeşil ve çok güzel parklar var. Kurşunlu'dan giden dağa giden yol daha sonra Bozdağ'a giden yolla birleşiyormuş.


Kaplıca'dan sonra Alaşehir'e incilde geçen 7 kiliseden birisi olan St. Jean Kilisesi ve Philedephia'yı görmek için yola çıkıyoruz.


Kaynaklar:
[1] http://sardessalihli.blogspot.com.tr/2012/02/kasiflerini-bekleyen-kent-sardessalihli.html

2 yorum:

  1. cok guzel olmus, diline eline saglik.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel anlatılmış. Tebrikler.

    YanıtlaSil