26 Ekim 2009

Bakmakla görmek arası

Geçenlerde 268 nolu belediye otobüsünde mesai çıkışında otobüste ayakta tam bir sardalya konservesi vaziyetinde eve dönerken bir görme engelli genç ve onun arkadaşının muhabbetine kulak misafiri oldum. Heyecanlı bir şekilde müzkle ilgili konuşuyorlardı. Gözleri görmeyen youtube a gir, falanca şeklinde arat diye görene tavsiyelerde bulunuyordu. Anlaşılan video lar gibi fazlasıyla göze hitap eden bir siteye görme engelli olarak girmek engel değil. (Tabiki Telekominikasyon Kurumu engeli de ayrıca düşünülmesi gereken birşey).






Görme engelli genç arada bir hangi durakta olduğunuda söylüyordu. Bunuda yoldaki kasisleri, sert dönüşleri hissettiği için bildiğini söylüyordu.
Böylece tek başına kimseye sormadan kendi durağına geldiğini anlayıp inebiliyormuş.



Bunların ötesinde en çok şaşırdığım otobüsteki neredeyse herkesden daha fazla hayat dolu, heyecanlı ve yüzünün gülerek bunları anlatmasaydı. Bir an görmek bize daha fazla gereksiz bilgi getiriyor dolayısıyla daha fazla ayrıntılarda kayboluyoruz ve hayatın konsantre olmamız gereken güzelliklerini ıskalıyormuyuz diye sordum kendime. Eve vardığımda görmeyen çocuğun tavsiye ettiği klip i aradım youtube da ama bulamadım hemde 4 göz olduğum halde :)






Görme engellilerin hayata tutunması ve gerçekten engelleri aşmak için yaptıkları biz bakan ama göremeyenleri çok şaşırtıyor. Bizimde Eşref Armağan adında görme özürlü bir vatandaşımız. Discovery Eşref Armağan ile ilgili bir belgesel yapmış.
































Doğuştan göremeyenler renkleri algılamıyorlar, nesneler hakkindeki bilgiyide dokundukları objelerden kestirebiliyorlar. Böylece nesnelerin resimlerini yapabiliyorlar. Perpektif  bizim görsel dünyayı algılamamızdaki en önemli olgu.  Perspektif nesnelerin uzaklaştıkça küçük görünmesidir. Bilim insanları doğuştan göremeyenlerin perpektif duygusunun olamayacağını söylüyorlardı ta ki Eşref Armağan ın resimlerini gördükleri zamana kadar. Perspektif diğer duyularla hissedilmez sadece göz ve beyinin ortak çalışması sayesinde olur. Doğuştan görme özürlü bu ressamımızın perpektifi resimlerine katması gerçekten hayret verici.



Volvo yeni çıkacak S60 modeli için Eşref Armağan a rol vermiş. Cenevre deki tanıtımda ressamdan arabayı eliyle hissedip resminin yapılmasını istenecekmiş.











Bu konuyu sonuç olarak yine fotografa bağlamak istiyorum. Ara sıra
fotograf konusunda yol göstermeyi isteyenler oluyor. Bende ne fotograf
makinasının  ne de tekniğin önemli olduğunu en önemli olanın bakmanın
değil görmenin oldugunu söylüyorum hep. Eşref Armağan örneğinde olduğu
gibi görmek için fotograf makinesi değil göze bile gerek yok.



Volvo Filmini daha yüksek çözünülürte ve daha geniş olarak buradan izleyebilirsiniz.



[1] Eşref Armağan Websitesi

[2] Görmeden gören beynin sırrı / Milliyet Güncel

[3] Eşref Armağan / Ekşisözlük

20 Ekim 2009

Ören-Çökertme-Mazı

Örende kaldığımız pansiyonda güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra ve pansiyon sahibinin hanımı bayanla biraz muhabbet ettik. Pansiyon sahibinin Pansiyonun bakıma ihtiyacı olduğunu, yerinin çok güzel olduğundan bahsettik.









Mazı tarafına gidebilmemiz için önce Ören'in içinden geçiyoruz. Ören'den direk Milas yönünen gidilebiliyor. Biz batıya gidip Çökertme ye, oradan Mazı ya gidip daha sonra kuzeye Mumcular dan Bodrum yoluna çıkmak için bir plan yaptık.





Çökertmede bir teras detayı.



Kemerköy Termik Santralı



Örenden çıkıp Mazı tarafına doğru yol aldığınımızda farkedilmesi imkansız bir termik santral manzarası ile karşı karşıya kalıyoruz. Ekşi sözlükte birisi 300m bacası ile Türkiyenin en yüksek termik santral bacasına Gökova nın pipisi demiş. Bacalar ne kadar uzun olursa o kadar duman ve tozu daha yaygın bir alana gönderiyor. Böylece çevreye çok zarar vermiyor izlenimi veriyor. Termik santralde baca gazının tehlikesinin haricinde küllerinde yağmur suyuyla mobilize olup su kaynaklarıda tüketmesi söz konusu ayrıca. Kısacası kömürü 4.5 km öteden getirip yakıp külünü tekrar geri taşımak nasıl bir mantıktır anlamak zor tabiki.



Önde turkuaz deniz arka planda yaktığı kömürün ancak %40 ını enerjiye fakat tamamını kirliliğe dönüştüren santral.

Biz santralin önünden geçerken denizde Greenpeace gemisi ve tekneler bir protesto gösterisi yapıyorlardı.




Böyle bir gezi yazısında bunlardan bahsedip tadını kaçırmayalım dedik ama yinede bahsetmekte fayda var.



Çitlenbik ve hemen arkada turkuaz sular.

Çökertme



Önce çökertme köyü geliyor. Daha sonra Çökertme koyu.


Halil ile Ümmi Gülsümün talihsin aşklarının yaşandığı çökertme köyü ve aşağısındaki çökertme koyunda çöketme türküsünü mırıldandık. Türküyü çok sevmeme rağmen ne anlattığını bir türlü anlayamamıştım. İnternette
araştırınca hikayenin burada yazılmayacak kadar uzun ve karmaşık olduğunu öğrendim (Buradan okuyabilirsiniz). Aslında türküde geçen çökertme Ören yakınlarındaki çökertme değilmiş, Yalıkavak marinanın olduğu yerin eski adıymış. Türkünde geçen diğer yer isimlerinin buraya uzaklığındanda anlaşılıyor. Hikayeden aslında çok iyi bir dizi senaryosu çıkar. Efelik yapan kahramanları çok seven milletimiz, içersinde hem efe, hem Bodrum, hem aşk, hem yiğitlik, biraz yasadışılık gecen bu çetrefelli hikayeyi çok tutar diye düşünüyorum.





Çökertmede çok güzel restoranlar ve pansiyonlar var. Bizim gittiğimiz zamanda oldukça sakindi.




Çökertmeden çıktıktan sonra en son durak hakkında güzel şeyler duyduğumuz Mazı.

Mazı-Hurma sahili



Mazının tepeden görünüşü.

Gökova koyunun klasiği önce koyu yukardan görüp neye benzediğine baktıktan sonra kıvrıla kıvrıla deniz kenarına inmek. Korsan saldırılardan korunmak için köyler koylara yukarıdan bakan konunaklı yerlerde kurulmuş. Mazı, Bodrum a bağlı bir köy ve Bodrum'un en uzak köyüymüş.




Aşağı Mazı köyünün dar yollarından geçince hiç bir yere uğramadan sahile ulaştık. Derdimiz biran önce denize atmak kendimizi. Fakat öyle bir yere geliyoruz ki müşteri olanların park edemeyeceği şeklinde uyarının olduğu bir çıkmaz yola giriyoruz. Yol üzerindede başka park edecek yer yok. Çaresiz sorarlarsa bakıp çıkacağız diyeceğiz ya da birer gazoz içeceğiz.




Sezon dışı olduğu için hiç kalabalık değil. Plaj bol çakıllı. Deniz iyi geldi. Mazı Bodrum'un yakınında ama sit alanı içinde kaldığı için yoğun bir yapılaşma olmamış. Denizin tadını çıkardıktan sonra kuzeye Mumculara doğru yol alıyoruz.



Mazı- Bodrum'un Gizli Kalmış Yüzü

Mazı Bodrum




Harita


Ören-Mazı haritsını daha büyük görmek için

12 Ekim 2009

Doğa icin çal ! / Divane Asik Gibi



Daha önce Playing For Change (Değişim için çalmak) adında bir projeden bahsetmiştim. Dünyanın çeşitli yerlerindeki sokak şarkıcılarını bir şarkı içinde buluşturan fiziksel olarak aynı mekanda ve aynı zamanda olmasada bir müzik parçasına katkı koyan müzisyenlerle ilgili harika bir projejdi.

Ağaçlar.net den Fırat Çavaş  benzer bir konseptle doğdukları iller farklı, yaşadıkları mekanlar farklı, zevkleri, yaşama bakış açıları farklı 45 müzisyeni doğanın korunması, küresel ısınma, ormanların nemine dikkat çekmek için bir araya getirmiş ve harika bir video klip yaratmış. Projenin ismi de Doğa icin çal !

Bilgi ve tam boy video burada.

06 Ekim 2009

Beşyol-Çicekli-Yakaköy-Bornova Yürüyüşü

3 köy-İki yangın yeri


Beşyol-Yakaköy-Çiçekli-Bornova



Parkur Uzunluğu: 20 km

Süre: 8 saat





Sezonun ilk yürüyüyüşü her zaman biraz zor olur. Yazın rehavetten çıkıldığından göbek çevresi artmış, kaslar hareketsizlikten gevşemiştir. Bu yüzden ilk parkurlar nispeten düz ve kısa seçilirler. Parkur yürüyüşü Beşyol köyünden başlıyor. Beşyol köyüne İzmir den Manisa ya giderken sağ taraftan ayrılan bir yoldan ulaşılıyor.









Köy meydanında çok fazla kişi yok. Bir yaşlı amca meraklı bakışlarla bizi izledi ve yolu sormadığımız halde bir vazife üstlenip tarif etmeye çalıştı bize. Hava durumunu sordum, sabah namazından sonra acansları dinledim, yağmur yağmayacakmış dedi. Trakya ya yine ağır bir yağmur yağmış.







Köyün yeni yapılmış ve bana göre çok çirkin duran mozaik süslemeli camiisine tepeden bakarak Yakaköy tarafına doğru ilerledik. Çoğu köyde dikkatimi çeken bir çelişki tertemiz, mozaik kaplı bir camiinin camilerin yanında çamur içerisinde, temiz olmayan, dağınık sokakların olması paradoksudur. Keşke aynı kalite anlayışı her yerde uygulansa.








Yoldan ayrıldığımızda bağlar arasından yolumuza devam ettik. Yol üzerinde yalnız başına yaşadığı evinde Kezban teyze ye rastladık. Bize yeni topladığı domatesleri büyük ısrar ile bize ikram etti. Size çay yapayım, yemek yedireyim, buyrun bahçeden istediğiniz toplayın dedi, zorla ayrıldık. Daha sonra Yakaköy ve Çicekli köyünde bir yaprak bile kopartmayan son model arabası park etmiş zengin vilların sunmak istemediği zenginliği sundumuştu bize teyzemiz.







Çicekli ve Yakaköy de iki yer yakın zamanlarda yandı. Yakaköy de yangın orman namına birşey bırakmamış. Yakaköy e kadar neredeyse hep boş bir arazide ilerledik. Halbuki 5 sene önde gelsek tamamı orman bir arazi içersinde ilerleyecektik. Ağaçsız arazide yürümek çölde yürümekten farksız.







Yakaköyde ekmek yapan kadınlar gördük. Bize ikram etmek yerine köy yerinden ekmeğin satıldığını oradan alabileceğimizi söylediler. Onlarda köylü konseptli turizimden nasibini almışlar.







Öğle molasını herzaman olduğu gibi Yakaköy içinden gidilen pınar yerinde verdik. Çeşmeyi güzelleştirmek adına taştan bir duvar ve çirkin bir beton çatı yapmışlar.







Öğleden sonra Çicekli köyüne varmadan önce sahipsiz(biz öyle biliyoruz) incir ağaçlarının bulunduğu yerde mola verip güzel kara incirleri yedik. Daha sonra Çicekli köyünün içersinden orman yoluyla sıkı bir tırmanışla orman parkına varınca felaket manzarıyı görmüş olduk. Çiçekli Köyünün tepesindeki seyir teraslarından Evka 3 e kadar olan bölüm bu yılın Ağustos ayında bir cuma günü yandı. Yangın gece yarısına varmadan kontrol altına alındı ama yinede birçok yer yandı.







Seyir teraslarından sonra bahar ayında orman içersinden geçtiğimiz yoldan gitmek hüzün vericiydi. Bir zamanlar gps le yolunu işaretlediğim ağaçların kapattığı patikadan hiçbirşey kalmamış. Sahada hızarlar çalışıyorlar, ormandan ne kaldıysa toparlıyorlar. Ağaçların tamamen yanıp kül olmadığını, sadece kabuk ve yaprakları gibi hayati organların yandığını ve böylece öldüklerini farkettim.







Yürüyüş yanmış alanların içersinden geçerek Bornova yakınlarındaki benzin istasyonunda bitti. Güzel bir doğa yürüyüyüşü yapmak isteyenlere bu parkuru tavsiye etmem pek. Ağaç olmayınca malesef hayat olmuyor ve yürüyüş anlamını yitiriyor.






Tüm Fotograflar










Albümü görüntüle





Harita














Daha büyük olarak görüntüle


Parkuru Google Earth ile görüntüle


Harita üzerinde fotograflari Görüntüle