18 Mart 2013

Tüketim ve blog yazılarının azalması

Aktif olarak güncellediğim iki adet bloğum var. Bunlardan caglar.ca bloguna 2006 yılında başlamışım. Yılda 30 blog yazım 2010 yılından itibaren düşüş kaydetmiş ve en son yazım neredeyse 1 sene önce yazmışım. İkinci bloğum ikiziz.biz 'de de bir azalma söz konusu. Her ne kadar çok iyi yazı yazmayı beceremesem de yazı yazmanın okumaktan daha önemli olduğunu biliyorum. O yüzden blogları canlandırmanın bir yolunu bulmam aklımın bir köşesinde hep var.

Takip ettiğim blogları Google'ın sağladığı Reader uygulamasını kullanarak okumayı alışkanlık edinmiştim. Reader her gün gmailden bile daha fazla kullandığım bir uygulama oldu. 


Geçen hafta google bana göre sürpriz bir kararla 1 Temmuz 2013 den itibaren reader servisini kapatacağını duyurdu. Çok şaşırdım çünkü bu servisin çokca kullanıldığını düşünüyordum. Google blogların ve RSS servislerin mikro bloglar ve sosyal ağlar karşısında azalmasını sebep gösteriyor. Aslında daha önce çokca kullandığım google notebook uygulamasını kapattığında da başıma böyle şeyler gelmişti. Şimdi benzer şekilde ileride birgün blogspot'uda kapatır mı çok da emin olamıyorum. Bu tür servisi kapatma uygulamaları tüm verilerimizi emanet ettiğimiz bulut (cloud) uygulamalarının ve bedava verilen hizmetlerin ne kadar güvensiz olduğunu da gösteriyor. 
Google reader uyarısı 

Google'un reader servisinin fişini çekeceği haberi bu servisi kullanları alternatif arayışlara sürükledi. Eminim benim gibi çoğu kişi temmuz ayını beklemeden geçişi yaptı. Çeşitli teknoloji sitelerinde alternatif okuyucular listelendi. Bende bir kaçtanesini deneyip en kullanışlı olarak Netvibes'ta karar kıldım. Google Reader'dan blogları export edip, Netvibes'a import ettim ve tüm RSS'ler sorunsuz olarak geldi. Tek sorun reader'da okuduğum yazılar tekrar okunmamış olarak görünmesiydi. Artık bunu bir bahar temizliği olarak düşünüp vakit buldukça bazı blogları çıkardım bazılarını da okunmuşa çektim.

Yeni RSS okuyucuğumda blogları elden geçirirken zamanında çok yoğun olarak kullanılan blog'un 2-3 senedir güncellenmediğini farkttim. Başta yazdığım gibi benim bloglarım da aynı kaderi paylaşıyordu. Bazı bloglarda yazarlar artık güncellenmeyeceğini acık acık yazdıkları veda yazıları(bkz. 1, 2) bırakmıştı.  Kimi blog öylecine durmuş saat gibi takılıp kalmıştı.

Peki ne oldu da bu bloglar artık güncellenmiyor? Bloglar bir İnternet hevesi miydi ki geldi geçti? Bu konudan bende kendi bloglarımı güncelleyememekten yakındığım için kendi düşüncelerimi paylaşacağım.

Bloglarda  iki taraf var: Yazar ve okuyucu kitlesi. Blogların popülerliğini yitirmesi blog okuyucularının azalmasından çok yazarların ve yazıların azalması olarak düşünüyorum. Sonuçta az yazı demek az okunması demek. Yani yazarlar eskisi gibi bolca yazsalar okuyucularının yine dört gözle onları izleyeceklerinden eminim. 

Peki neden insanlar artık yazmıyorlar?

Yazmak demek üretmek demektir. Son yıllarda üretmek yerine daha çok tüketiyoruz. Tüketim illaki para harcanarak yapılan anlamına gelmiyor. Zamanın gereksiz yere harcanması da bir tüketim türü. Son zamanlarda sosyal medya da o kadar paylaşım oluyor ki onları tüketmekten bir şeyleri yazmaya vaktimiz ve takatimiz kalmıyor. Her gün binlerce kısa yazı yazılıyor ve paylaşılıyor ki artık bunların hangilerinin değerli hangisinin gereksiz olduğuna ayırt edemiyoruz bile. Bir şeyleri yazmayı bırakın düşünemiyoruz bile çünkü beynimiz iyice yorulmuş oluyor. Gerekliyi gereksizden ayırt etmemiz için tümünü bakmamız gerekiyor. Ee zaten gerekliyi ayırt etme tümünü okuman önce olmalı ama sosyal ağlarda okuduktan sonra ancak anlayabiliyoruz.

Bilgi Tüketimine kısa bir bakış

Sosyal ağların patlamasındaki en büyük etken mobil erişimim kolaylığı. Eskiden otobüste, metroda akıllı telefonlarımız yoktu, kitap okumak zorunda kalıyorduk yahut camdan dışarı bakıp düşünüyorduk bir şeyler. Şimdi her yerden her cihazdan her yere ulaşıyoruz yani bilgi tüketiminin yeri, zamanı gibi kavram kalmadı. 

Sosyal ağlardaki paylaşılan bilginin tüketimini bir McDonnald's ya da Burger King gibi ayak üstü atıştırılacak yiyeceğe benzetirsek, mobil cihazlarda her an sunulan bir hamburgerin ya da patates kızartmasının düşünün. Gereksiz besin yemekten sağlığımızı kaybedebiliriz. (1 ay boyunca McDonald's beslenen birisi ile ilgili bir Super Size Me belgeseli biraz abartılı olsa da gerçekten izlenmesi gerek).

Sosyal ağlar junk bir yiyecek gibi faydası zararından çok az. Google, facebook gibi şirketler, gazeteler bu sosyal ağları destekliyorlar çünkü yeni pazarlama ve reklam düzenini daha iyi destekliyor. Artık insanlar blog sayfaları içersinde belirgin reklamları çok iyi tanıyorlar ve görmüyorlar bile. Reklamlar sosyal ağların içersine öylesiyle başarıyla çaktırmadan konabiliyor ki kimse bunun reklam olduğunu bile algılayamıyor. Çaktırmadan tüketim bilinç altımıza işleniyor. Buna teknik olarak subliminal advertising deniyor. Birde virüs gibi yayılma durumları var ki bunada viral yayılma deniyor.

Bilginin sürekli tüketilmesi sonucu oluşan duruma bir isim verilmiş bile: infobesity. Bu kavram taa 1970 yılında Alvin Toffler tarafından tarafından ortaya atılmış. Infobesity'ye karşı infodiet öneriliyor. Bu konu o kadar kapsamlı ve önemli ki ileriki bir yazıda bahsetmeyi düşünüyorum. 

İşte tüketmek yerine bolca üretmemiz gerekir. Bilgiyi bir güzel bir yemek olarak düşünürsek bilgiyi aldıktan sonra onu hazmetmemiz gerekiyor. Bilgiyi hazmetmenin en güzel yolu da yazı yazmaktan geçiyor. Yazmak aslında kişinin kendisiyle ilgili bir ihtiyaçtır. Okunup okunmaması çok da önemli değildir. Bu yazıya başlamadan bu yazdıklarımı düşünmemiştim ve yazıya başladıktan sonra tüm bölük pürçük düşünceler hücum etti ve bu yazı oluştu. Bilgiyi tüketmeyelim demiyorum ama üretelim de. 

O zaman yazı yazmak lazım.


1 yorum:

  1. merhabalar, sizin kadar tecrübeli olmasam da ben de gördüğüm ve hissettiğim güzellikleri paylaşmak adına yazmaya başladım; sanırım herkesin içgüdüsel istegidir birşeyler üretmek...

    ören ve civarında çektiğiniz fotoğraflarınız çok güzel, ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil